Gezi'den notlar...

Gezi'den notlar... (1 Haziran 2013-BirGün)
Bu yazıyı Gezi Parkı'ndan büyük bir coşkuyla sürmekte olan eylem sırasında yazıyorum (30 Mayıs gecesi). Saat 23.00, burada 10.000'in üzerinde insan var. Dahası süregelen sirkülasyonu sayarsak belki de Gezi Parkı an itibariyle yıl boyu ağırladığından daha fazla kişiye ev sahipliği yapıyor.


















Burada her yaştan, her siyasi görüşten, her renk ve kimlikten insan hep birlikte şarkılar söylüyor, danslar ediyor. Kalabalık
konuşmacılara alkış tutuyor, iktidar aleyhtarı sloganlar atıyor. Bir çok yönüyle eşi benzeri olmayan, daha önce görmediğimiz türden bir ortam var Gezi Parkı'nda. Perşembe günü sabahın erken saatlerinde yapılan kaypak baskınla biber gazı ve polis şiddetine maruz kalanlar, iş makineleriyle katledilen ağaçlar ve elbette 1 Mayıs'tan başlayan, Reyhanlı'da olanları kapsayan ve içki yasaklarıyla artan isyan durumu, Gezi Parkı'nın hınca hınç dolmasının başlıca nedenleri arasında.
















Perşembe sabahı sabah dört sularında Gezi Parkı'nda polisin saldıracağına ilişkin söylentilere inanmak istemedim. Nedeni, Çarşamba günü (29 Mayıs), gün boyunca Gezi Parkı'nda süren karnaval havasıydı. Hemen her yaş, her renk ve kesimden on binin üzerinde insan, sadece parkına değil giderek daraltılan özgürlüğüne de sahip çıkma derdindeydi. Sabaha doğru parktakilerin sayısı bine kadar düşmüştü. Polis bir anda yakın mesafeden parkı gazlamaya başladı, dört bir yandan gelen gaz, parktaki sükunetin yerini ani bir paniğe bıraktı. Gazın etsiyle bayılanlar, yıkılan bir duvar altında kalarak yaralananlar ve ardından İstiklal Caddesi'ne kadar polisin sert takibi sosyal medya yoluyla yurt çapında duyulmaya başladı. Üstelik bu, Gezi Parkı'nda yaşanan ilk şafak baskını değildi. Bir gün önce polis daha küçük bir gruba müdahale etmiş, orada bulunanların çadırlarını ateşe vermişti. 

Tepkilerin tek bir adresi var, o da devlet yönetimi ve demokrasi konusunda ustalık dönemine eriştiğini bizzat kendisi açıklayan Recep Tayyip Erdoğan. Balkon konuşmalarını Evita konuşuyormuşcasına dinleyen, satır aralarından Erdoğan'ın herkesin başbakanı olduğu mesajını çıkaran medya ve liberaller, gelinen noktada balkonda konuşanın Evita olmadığının umuyorum farkına varmışlardır. Peki kimdi sahiden balkondan konuşan, herkesi kucaklayan o adam? 
Anahtar kelimeler: ananı da al git, kitap/bomba, roboski, reyhanlı, emek, tutuklu öğrenciler, odtü, tinerci, kafası güzel nesil, alkol yasağı, çapulcu, afedersin rum, Dink cinayeti, örgüt yok, çhd, kck, 1 Mayıs, ucube, ayyaş, alkolik, Zerdüşt, biliyorsunuz Alevi, kindar nesil, siyasi davalar, kürtaj yasağı, Çamlıca'ya camii, kentsel dönüşüm, Gezi Parkı ve niceleri...



















Gezi, Kürtler, Türkler
1960'lardan bu yana devlet, Kürdistan'da enerjiyi ihtiyacını da bahane ederek başta Kürtler olmak üzere Alevi ve Arap köylerini sular altında bırakarak, orada yaşayan yerli halkları göçe zorladı. Yetmedi, terör bahane edilerek yüzlerce köy ve kırsalı yakıldı. Doğal ortamlarından koparılarak göçe ve toplu konutlarda yaşamayan mecbur edilen insanların trajedileri geçtiğimiz otuz yıla damgasını vurdu. Dahası başta yakılan köylere ilişkin olmak üzere, ana akım medyada hiç bir zaman yaşananlara layıkıyla yer vermedi. Aslında durumla çok da ilgili olmayan "batı" insanı ise olup bitenlerden yıllar sonra haberdar oldu. Yaşananlara ilişkin pek azımız aktif muhalefetin parçası olurken, kah bana dokunmayan yılan bin yaşansıncılıkla kah yapay empatik söylemlerle olaydan kendimizi sıyırmaya çalıştık. 























Şimdilerde ise Türkiye'yi bir şantiyeye çevirme konusunda ant içen AKP'nin, şehir merkezlerinde kentsel dönüşüm adı altında, kırsalda ise HES'ler ve nükleer santrallerle hepimize zorla dayattığı rant seferberliğine tanık oluyoruz. İktidar bütün bunları gerçekleştirmek için kimi zaman kanunlar değiştirirken kimi zaman da hukuku ayaklar altına almaktan geri durmuyor. Bu durumun en son örneği de Taksim Gezi Parkı.
Öte yandan gece boyunca bazı arkadaşlar daha önce sahnelere görünmeyen apolitik şehirli insanın Gezi Parkı'nı doldurmasından rahatsız olduklarını belirten twitler attılar. İtiraf etmeliyim ki bazen çileden çıkıp, ben de aynı eleştiriyi yapıyorum. Daha önce nerelerdeydiniz diyorum. Fakat bugün buradaki görüntü sahiden AKP'nin artık bardağı taşırdığının hemen her kesimce kabul görmeye başladığının göstergesi. Türkiye elbette Gezi Parkı'nı dolduran on binlerden ibaret değil. Ancak burada olanlar duyarlılık konusunda karnesi hiç de iyi olmayan bizleri bir miktar dürtmek adına oldukça önemli bir kazanım.
Buradaki topluluğa ilişkin çekincelerini belirtmekten geri durmayanlara sormak isterim; ne olacaktı, sadece "Yüksek Muhalefet Enstitüsü"nün hatırı sayılır etik komitesi tarafından icazet alanlar mı, yoksa bir zaman makinasına binip köyler yakılmasın diye direnen, tarihsel geçmişiyle yüzleşenler mi Gezi Parkı'na çıkma ayrıcalığına sahip olacaktı? Ya da on binler evlerinde "Muhteşem Yüzyıl"ı izlerken, her biri biber gazına bağışıklık kazanmış, devrimciliğin ehli, bir kaç yüz kişinin kendini ağaçlara zincirlemek suretiyle bu kötülükleri başımıza açan büyük ustaya direnmesine bilgisayar başında destek vererek kendimizi mi avutmalıydık?
Bir tür siyaset elitizmi yaratmaksızın, politik, apolitik diye ayırmadan Gezi Parkı'nda yaşananların tarihsel bir adım olduğunu
düşünmek çok mu zor? Belki yarın Gezi Parkı düşecek, ama bu ve benzeri olaylar yakın gelecekte İkinci Tek Parti döneminin sonunu getirecek. Benim burada gördüklerimden sonra inanmak için nedenlerim var, gerisi size kalmış.
Not: Cuma günü (31 Mayıs) sabah 04.50'de polis uyarmaksızın, dört bir yandan yoğun biber gazıyla, orantısız bir şekilde, intikam alırcasına saldırdı. Savaş alanına dönen Gezi Parkı demir bariyerlerle çevrelenerek girişlere yasaklandı. Böylece ileri, gaza boğulmuş demokrasiyi muhafaza ve müdafaa etmeyi görev edinmiş iktidar kötülüğe adanmış kudretini bir kez daha göstermiş oldu. Saat 10.35'de polis bu kez Gezi Parkı çevresinde olayları protesto edenlere saldırdı. Her iki saldırıda da ciddi yaralanmalar oldu.
Bütün bu biber gazlarını barış gelsin, barış içinde kardeşçe yaşayacak nesiller yaratılsın diye yemekteysek, buyursun bir seferinde başbakan da gelsin. Hep birlikte gaz yiyelim ne de olsa barış için zehir içmeye en çok heveslenen o.

Yorumlar

Popüler Yayınlar